Ceza Davası

“ÖZET”

DAVALI ŞİRKETİN İMAL ETTİĞİ VE DİĞER DAVALININ SATIŞINI YAPTIĞI, TANITICI İŞARETLİ, ALTIGEN ŞEKLİNDE SÜTUNLU SOBANIN, DAVACININ SOBA MARKASI İLE İMAL VE PİYASAYA ARZ ETTİĞİ SOBANIN TESCİLSİZ TASARIMINA, TEKNİK BİR ZORUNLULUKTAN KAYNAKLANMADIĞI HALDE İLTİBAS OLUŞTURACAK BİÇİMDE, ÇOK KÜÇÜK FARKLILIKLAR DIŞINDA BENZETİLMESİ EYLEMİ, HAKSIZDIR. BU ŞEKİLDE İMALAT VE SATIŞ YAPMAK SURETİYLE GERÇEKLEŞTİRİLEN HAKSIZ REKABETİN MEN’İNE, SATIŞLARIN ÖNLENMESİNE, ÜRÜNLERİN TİCARİ GAYE İLE BULUNDUKLARI YERLERDEN TOPLATILMASINA, MASRAFI DAVAH ŞİRKETE AİT OLMAK ÜZERE HÜKMÜN İLANINA KARAR VERİLMESİ DOĞRUDUR.
“İçtihat Metni”

Taraflar arasında görülen davada (ankara Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi)nce bozmaya uyularak verilen 16.06.2005 tarih ve 2005/296-2005/350 sayılı kararın Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi davalı Ç… Beyaz Eşya Isı San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istenmiş olmakla, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin başta sobalar ve kuzineler olmak üzere çeşitli ev gereçlerinin imal ve ticareti ile iştigal ettiğini, ilk kez sütunlu sobayı imal edip “S… Sütunlu Soba” markası ile piyasaya arz ettiğini, bu sobaların kalite ve verimlilik yönünden tüketici nezdinde haklı şöhret kazandığını, davalılardan Ç… Tic. Ltd. Şti.nin müvekkile ait altıgen şeklindeki sütunlu sobayı bire bir aynı şekil ve özellikte taklit ederek “G… Antik” adı ile piyasaya sunduğunu, söz konuşu sobaların diğer davalının dükkanında perakende olarak satıldığını, davalıların fiillerinin ayrı ayrı haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, markadan faydalanma hakkına tecavüz ile haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi ile maddi durumun ortadan kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı şirket vekili, müvekkilinin imal edip satışa arz ettiği sobaları “G…”, “Ç…”, “Taş” markaları ile satışa sunduğunu, müvekkile ait sobaların davacı sobalarından farklı olduğunu ve aralarında benzerlik bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Diğer davalı, yargılamaya katılmamıştır.

Mahkemece davanın reddine dair verilen karar Dairemiz’in 24.06.2004 günlü kararında yazılı gerekçeyle davacı yararına bozulmuştur.

Mahkemece bozma kararma uyularak yapılan yargılama sonunda, bilirkişi raporunda da ifade olunduğu üzere, altıgen sobayı piyasada ilk kez davacının üreterek, “S… SÜTUNLU SOBA” tanıtıcı işareti ile piyasaya sunduğu, davalılardan Ç… Ltd. Şti.nin davacıya ait altıgen şeklindeki sütunlu sobanın birebir aynısını, teknik zorunluluk olmadığı halde iltibas oluşturabilecek şekilde taklit ederek “G… ANTİK” adı ile piyasaya sunduğu, diğer davalının da perakende olarak satışa arz ettiği, bu suretle davacının 554 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1/11. maddesi uyarınca TTK.nun 56 ve devamı maddelerinde yazılı genel hükümlere göre korunan tescilsiz soba tasarımına tecavüzde bulunarak haksız rekabet yarattıkları, davacı vekilinin her ne kadar 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 61, 62 ve 63. maddeleri uyarınca davacı adına tescilli 130607 sayılı markadan doğan haklarına da tecavüzde bulunulduğundan, bunun da ref ve men’ine karar verilmesini istemiş ise de, davacı markası ile davalı işaretinin aynı veya benzer olduğunun kabulüne olanak bulunmadığı gerekçesiyle, davalı şirketin imal ettiği ve diğer davalının satışını yaptığı, G… Antik tanıtıcı işaretli, altıgen şeklinde sütunlu sobanın, davacının S… Sütunlu Soba markası ile imal ve piyasaya arz ettiği sobanın tescilsiz tasarımına, teknik bir zorunluluktan kaynaklanmadığı halde iltibas oluşturacak biçimde, çok küçük farklılıklar dışında benzetilmesi eyleminin haksız olduğunun tespitine, bu şekilde imalat ve satış yapmak suretiyle gerçekleştirdikleri haksız rekabetin men’ine, satışların önlenmesine, ürünlerin ticari gaye ile bulundukları yerlerden toplatılmasına, masrafı davalı şirkete ait olmak üzere hükmün ilanına, marka hakkına dayalı diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.

Karar, davalı Ç… Beyaz Eşya Isı San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilince temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davalı Ç… Beyaz Eşya Isı San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı Ç… Beyaz Eşya Isı San. ve Tic. Ltd. Şti vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün (ONANMASINA), temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına 21.03.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Ankara İcra Avukatı

“ÖZET”

FARKLI YERDEKİ MAHKEMELERDE GÖRÜLEN DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ İLK İTİRAZ OLARAK İLERİ SÜRÜLMEMİŞSE, DAVALAR ARASINDA BAĞLANTI BULUNSA BİLE MAHKEME KENDİLİĞİNDEN BİRLEŞTİRME KARARI VEREMEZ.
“İçtihat Metni”

Taraflar arasındaki birleştirilen tenfiz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın birleştirilmesine yönelik olarak verilen hükmün süresi İçinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı vekili, taraflar arasında 2001 yılında 10.000 metrik tonluk gazolin alımı konusunda sözleşme imzalandığını, davalının gönderdiği malların sözleşmeye uygun olmaması nedeniyle düşük fiyattan satıldığını, müvekkilinin bu nedenle zarara uğradığını, taraflar arasında 1958 tarihli New York Sözleşmeşinin 11/1. maddesi anlamında tahkim sözleşmesi bulunduğunu, müvekkilinin American Arbitral Association Commercial Arbitration TribunaPa müracaat ederek karar aldığını, davalının tenfiz istemine konu tahkim kararının iptali istemi ile İzmir Beşinci Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açtığını, her iki dosyanın birleştirilerek görülmesi gerektiğini ileri sürerek hakem kararının tenfizine, davaların birleştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevabında, taraflar arasında tahkim sözleşmesi bulunmadığını, ilk itiraz olarak ileri sürülmeden ayrı mahkemelerde görülen davaların birleştirilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, tahkim kararı ve tenfize konu sözleşmenin geçersiz olduğu ileri sürülerek dava açıldığı, bu davada birleştirme kararı verildiği, davalar arasında fiili ve hukuki irtibat bulunduğu gerekçesiyle davaların birleştirilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davalı şirketin tenfize konu yabancı hakem kararının iptali için 04.04.2003 tarihinde İzmir Beşinci Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açtıktan sonra 20.06.2003 tarihinde Aliağa Asliye Hukuk Mahkemesinde yabacı hakem kararının tenfizinin talep edildiği anlaşılmaktadır.

Davaların yetki bakımından ayn ayrı mahkemelerde açılmış olması aralarında bağlantı bulunan bu davaların birleştirilmesine engel değildir.

Ancak, aralarında bağlantı bulunan farklı yerdeki mahkemelerde açılan davaların birleştirilebilmesi için, ikinci davanın açıldığı mahkeme önünde ilk itiraz olarak ileri sürülmesi halinde mümkündür (HUMK.nun m. 187/5; m. 45/2). Farklı yerdeki mahkemelerde görülen davaların birleştirilmesi, ilk itiraz olarak ileri sürülmemişse, davalar arasında bağlantı bulunsa bile mahkeme kendiliğinden birleştirme kararı veremez (Kuru, Baki; Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. III 6. B S. 3429; Pekcanıtez, Hakan / Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet; Medeni Usul Hukuku 4. B, ankara 2005, S. 340; Alangoya, Yavuz / Yıldırım, Kamil / Yıldırım, Nevhis Deren; Medeni Usul Hukuku Esasları 4. B İstanbul 2004, S. 268). İkinci davanın davalısı ilk itiraz olarak davaların birleştirilmesini istememişse birleştirme kararı verilmesi mümkün değildir. Zira farklı yerlerde açılan davalarda birleştirmeyi isteme davacının değil davalının hakkıdır (13. HD, 13.02.1984, 173/1017; 11. HD, 24.01.2005, 13057/405).23.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren Büyükşehir Belediye Kanunu ile Büyükşehir Belediyelerinin hudutları genişletilmiş, Hâkimler ve Savcılar Kuru-lu’nun 24.03.2005 tarih ve 188 sayılı kararıyla mahkemelerin yargı alanları yeniden belirlenmiştir. Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde müstakil ticaret mahkemelerinin yargı çevresi Büyükşehir Belediyeleri sınırları içerisinde kalan ilçeleri kapsamına alacak şekilde genişletilmiştir. Somut olayda davalının ilk itiraz olarak birleştirme talebi bulunmadığından ve dava Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış olup, Büyükşehir Belediye Kanunu ite yapılan değişiklikten sonra da aynı mahkemeler olarak kabul edilemeyeceğinden davacının dava dilekçesindeki birleştirme talebi üzerine birleştirme kararı verilmesi HUMK.nun 45/2 ve 187/5. maddeleri hükümlerine aykırıdır. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün (BOZULMASINA), peşin harcın istek halinde iadesine, 06.04.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Ankara Boşanma Avukatı

“İçtihat Metni”

Taraflar arasındaki “kamulaştırmasız elatma nedeniyle tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Kartal Üçüncü Asliye Hukuk Mahkemesi)’nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 14.10.2003 gün ve 2002/844-2003/790 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Beşinci Hukuk Dairesinin 20.09.2004 gün ve 8726-8576 sayılı ilamı ile, (…Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece bilirkişi incelemeleri yaptırılmıştır. Dava konusu taşınmazın arsa niteliğinde kabulü ile emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesi yöntem itibariyle doğrudur. Ancak;

Aynı bölgeden Dairemize intikal eden dava dosyalarında taşınmazın niteliği, özellikleri de dikkate alındığında m2 birim bedelinin, değerlendirme tarihi itibariyle 200.000.000 TL’yi geçemeyeceği gözetilmeden, daha yüksek değer biçen bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda fazla bedele hükmedilmesi doğru görülmemiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davalı vekili

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, kamulaştırması el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili; tapuda müvekkilinin paydaş olduğu İstanbul ili, Kartal ilçesi, Şamandıra mahallesi 6829 ada 11 parsel sayılı ve arsa niteliğindeki taşınmaza davalı idarece yol yapılmak suretiyle kamulaştırması el atıldığını ileri sürerek, 46.161.000.000 TL kamulaştırması el koyma karşılığının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı idare vekili; talep edilen bedelin çok yüksek olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemenin, “arsa niteliğindeki taşınmaza 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 11/3-g maddesi uyarınca emsal karşılaştırması yapılarak metrekarede 250.000.000 TL değer biçen bilirkişi kurulu raporlarının usul ve yasaya uygun olduğu” gerekçesiyle “davanın kısmen kabulüne” dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Mahkemece “dava konusu taşınmazla aynı bölgede bulunan taşınmazlara metrekarede 200.000.000 TL değer biçildiğine ilişkin dosyada bilgi ve belge bulunmadığı gibi, aksine aynı yerde bulunan bir başka taşınmaz için biçilen 250.000.000 TL/m2 bedel esas alınmak suretiyle hükmedilip kesinleşen karar gözönüne alındığında, dava konusu taşınmaz için takdir edilen bedelin çevre parsellerle de uyumlu olduğunun anlaşıldığı” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; kamulaştırması el koyma karşılığının, arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırması sonucu 250.000.000 TL/m2 değer biçen bilirkişi kurulu raporu esas alınarak mı, yoksa bozma ilamında işaret edilen, aynı bölgeden temyizen intikal eden dava dosyalarında belirlenen bedeller gözönüne alınarak en fazla 200.000.000 TL/m2 değer üzerinden mi hüküm altına alınması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği ve 16.05.1956 gün 1/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere, usulü dairesinde verilmiş bir kamulaştırma kararı olmadan ve bedeli ödenmeden taşınmazına el konulan kimse, ilgili kamu tüzel kişisi aleyhine el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, değer karşılığının verilmesini de isteyebilir.

Kamulaştırması el atma halinde kamu kurumu, Kamulaştırma Ka-nunu’na uygun hareket etmeden, ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Bu bakımdan dava, mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. (11.02.1959 gün E: 1958/17, K: 1959/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesinden)

Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, kamulaştırması el koyma olgusunun kabul edilebilmesi için, kamulaştırma ile el koyma yetkisi kendisine tanınmış olan gerçek veya özel ve kamu tüzelkişiliği olan kimsenin, kamu yararı gerektirdiği için el koymuş olması gerekir. (Ali Arcak – Edip Doğrusöz, Kamulaştırması Elkoyma, ankara 1992, S: 20)

Kamulaştırması el koyma nedeniyle ister el atmanın önlenmesi davası, isterse yer bedeli veya tazminat ya da ecrimisil davası açılmış olsun, davacının iddiasının araştırılması bilirkişi incelemesine bağlıdır. (Age, ankara 1992, S: 55)

Bu noktada, bilirkişilerin taşınmazın değerinin tespitine ilişkin değer biçme esaslarını düzenleyen herhangi bir yasal düzenleme mevcut değildir.

Ancak, öteden beri Yargıtay İçtihatlarında kamulaştırma hukukunda olduğu gibi, Kamulaştırma Kanunu’nun 11. maddesinde öngörülen emsal incelemesindeki ilkeler aranmaktadır. (Üçüncü Hukuk Dairesi 16.03.1976 gün, E: 1813, K: 2654; Dördüncü Hukuk Dairesi 10.02.1972 gün, E: 10300, K: 1001; Beşinci Hukuk Dairesi, 14.11.1985 gün, E: 11780, K: 12446)

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun değer tespiti esaslarını düzenleyen 11. maddesinde; Taşınmazın cins ve nevinin, yüzölçümünün, kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve unsurların, her unsurun ayrı ayrı değerinin, vergi beyanının, kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerinin, özellikle arsalarda kamulaştırma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerinin ve bedelin tespitinde etkili olacak değer objektif ölçütlerin esas alınarak taşınmaz bedelinin takdiri gerektiği öngörülmüştür.

Kanunun lafzı ve ruhu gözönüne alındığında; ana ilke, taşınmazın gerçek değerinin tespit edilmesidir.

16.05.1956 gün ve 1/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, taşınmazına el konulan kimse, mülkiyet hakkının kamu tüzel kişiliğine devrine razı olarak, taşınmaz malın bedelini dava ettiği takdirde ödenecek bedel, taşınmazın dava tarihindeki değeri olacaktır. Dolayısıyla kamulaştırması el koyma nedeniyle tazminat davalarında da amaç, taşınmazın gerçek değerinin tespiti olup, kamulaştırma ile denklik sağlanabilmesi için Kamulaştırma Kanunu’nun değer tespitine ilişkin hükümleri uygulanmalıdır.

Bundan ayrı, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu Tasarısı gerekçesinde, 11. maddede sayılan ölçütlerin Anayasa’nın 46. maddesindeki unsurlar gözö-nünde tutularak düzenlendiği belirtildiğinden, kamulaştırmasız el koyma nedeniyle bedel davalarında 11. maddedeki esaslara göre bedel tespitinin taraflar açısından Anayasal güvence teşkil edeceği açıktır.

Önemle vurgulanmalıdır ki, kamulaştırmasız el koyma nedeniyle bedel davalarında Kamulaştırma Kanunu’nun bedel tespitine ilişkin hükümleri kıya-sen uygulanmakla birlikte; geçerli kabul edilen ilk bilirkişi raporuna tarafların itiraz etmeleri halinde, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması olanaklı değildir. (YHGK’nın 05.05.2004 gün, E: 2004/5-270, K: 2004/261 sayılı kararı)

Tüm açıklamalar ışığında somut durum değerlendirildiğinde; hükme dayanak yapılan ve dava konusu taşınmaza metrekarede 250.000.000 TL değer biçen ilk bilirkişi kurulu raporu gerekçeli olup, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 11. maddesinde öngörülen ilkeler esas alınarak düzenlenmiştir.

Yine, bilirkişi raporunda taşınmaza biçilen değerin, aynı mevkide bulunan diğer taşınmazlar için hükmedilip kesinleşen bedellerle de uyumlu olduğu anlaşılmaktadır.

Her ne kadar mahkemece ikinci kez bilirkişi incelemesi yaptırılmış ise de; aynı usulle düzenlenen ikinci bilirkişi raporu ilk raporu teyit ettiğinden, bu husus sonuca etkili görülmemiştir.

Şu hale göre; 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun bedel tespitine ilişkin 11/3-g maddesi hükümleri kıyasen uygulanmak suretiyle, emsal karşılaştırması sonucu taşınmaza metrekarede 250.000.000 TL değer biçen bilirkişi kurulu raporu esas alınarak, kamulaştırmasız el koyma karşılığına hükme-dilmesi usul ve yasaya uygundur. Direnme kararı bu nedenle onanmalıdır.

Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle (ONANMASINA), 03.05.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

 

Ankara Ceza

“İçtihat Metni”

Uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan sanık R…

…… B…

….. hakkında ankara 2 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesince yapılan yargılama sonucu 20.08.2003 tarihinde 2002/17 esas ve 2003/57 karar sayı ile mahkumiyet kararı verildiği, temyiz edilen hükmün Dairemizin 11.03.2004 tarihli, 2003/7795 esas 2004/2779 karar sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği; 5237 sayılı TCK’nın yürürlüğe girmesinden sonra, ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan uyarlama yargılaması sonucu 28.06.2006 tarihinde 2002/17 esas ve 2003/57 karar sayı ile 5237 sayılı TCK hükümleri uyarınca aynı suçtan mahkumiyet karar verildiği; kararın sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, Yargıtay C. Başsavcılığınca bozma isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 15.11.2006 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı.

Dosya incelendi.

Gereği Görüşüldü:

1-Gerekçeli kararın başına;

a) Hükümlünün adının yanlış yazılması,

b) Suçun işlendiği yer ve zaman diliminin yazılmaması.

2- Atılı suç için öngörülen hapis cezasının üst sınırının 5 yıldan fazla olması nedeniyle, 5271 sayılı CMK’nın 150/3 ve 151/1 maddelerine aykırı olarak müdafii hazır edilmeden hükümlü hakkında uyarlama kararı verilmesi,

3) Kabule göre:

Kasten işlediği suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm olan kişinin, mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin;

a) (1) numaralı fıkrasında, bu fıkrada sayılan haklardan yoksun bırakılacağı,

b) (2) numaralı fıkrasında, failin bu hakları hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar kullanamayacağı

Belirtilmiştir.

c) Ancak, (3) numaralı fıkrada, mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşulu salıverilen hükümlünün kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayımlık yetkileri açısından (1) ve (2) numaralı fıkra hükümlerinin uygulanmayacağı; mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebileceği öngörülmüştür.

Kullanmaktan yoksun bırakılacak haklar arasında, (1) numaralı fıkranın (c) bendinde sayılan velayet hakkı ile vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmak da yer almaktadır. (3) numaralı fıkrada, failin bu haklardan sadece kendi alt soyu üzerindeki yetkilerini koşullu salıverilme ile kazanacağı belirtilmiştir. Buna göre fail, kendi alt soyu dışındaki kişiler yönünden velayet hakkı ile vesayet ve kayyımlık yetkilerini ancak hapis cezasının infazı tamamlandığında kullanabilecektir.

Öte yandan, sanığın bu haklardan yoksun kalması mahkûmiyetin yasal sonucu olduğundan; hüküm kurulurken, hapis cezasının ertelenmesi ile 53. maddenin (5) ve (6) numaralı fıkralarında öngörülen durumlar dışında, bu maddenin uygulanması konusunda bir karar verilmesi zorunlu değildir. Yoksunluğun belirtilmesi yoluna gidildiği takdirde ise, “Sanığın TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına” karar verilmesi ile yetinilmesi; ya da buna ek olarak, aynı maddenin (2) ve (3) numaralı fıkraları gereğince “Sanığın bu hakları kullanmaktan yoksunluğunun, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıverilmesine kadar, diğer haklar yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar sürmesine” karar verilmesi gerekir.

Temyiz konusu suçla ilgili olarak; hükümlünün, TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen hakları kullanmaktan yoksunluğunun “hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar” sürmesine karar verilerek, sözü edilen maddenin (3) numaralı fıkrasına aykırılık oluşturulması,

Yasaya aykırı, hükümlü müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin, 28.06.2006 tarihli uyarlama kararının CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 29.01.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Ankara Avukat

“İçtihat Metni”
Karşılıksız çek keşide etmek suçundan çeşitli mahkemelerin ilamları ile hükümlü R…
….. Y…

……… hakkında verilen para cezalarının ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.08.2006 tarihli ve 2006/213 müteferrik sayılı kararı ile içtima ettirilmesi sonucu bulunan 685.419.-YTL adli para cezasının hapse çevrilmesi suretiyle infazı sırasında, C. Savcılığınca düzenlenen müddetnamede, hapis cezasının 6854 gün hapse çevrilmesine ve bu cezanın üst sınır olarak kabul edilen 5 yıl hapis cezası olarak infaz edileceğinin belirtildiği, hükümlü müdafiince söz konusu cezanın üst sınırının 5 yıl değil 3 yıl olduğu gerekçesi ile ankara İnfaz Hakimliğine itirazda bulunulması üzerine, söz konusu itiraza bakma görevinin İnfaz Hakimliğine ait olmayıp, hükmü veren mahkemenin veya infazın yapıldığı yerdeki eşdeğer Mahkemenin görevi kapsamında olduğu gerekçesi ile itirazın reddine ilişkin ankara İnfaz Hakimliği’nin 15.06.2006 tarihli ve 2006/271 esas, 2006/268 karar sayılı kararına yönelik itiraz üzerine, itirazın reddine ilişkin ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.07.2006 tarihli ve 2006/871 karar sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığı’nın Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 30.01.2007 tarihli ve 4421 sayılı kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 21.02.2007 tarihli ve 2007/24964 sayılı tebliğnamesi ile dosya Dairemize gönderilmekle incelenip, gereği görüşülüp düşünüldü:

Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede, “Sanık hakkında 3167 sayıl Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun’un kapsamında hükmolunan para cezalarının ödenmemesi sebebiyle yerine çektirilecek cezanın 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 5/11. maddesi gereğince 3 yıldan fazla olamayacağı gözetilmeden, itirazın reddi yerine,yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilerek, ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin anılan kararının bozulması istenmiştir.

647 sayılı Kanun’un 5/11. maddesi ile 765 sayılı TCK’nın 84. maddeleri tek bir hüküm ile verilen para cezasının ödenmemesi nedeniyle hapis cezasına çevrilmesi durumundaki azami sınırı göstermekte iken, 765 sayılı TCK’nın 77/4. maddesi, birden fazla hükümle verilen para cezalarının toplanması sonucu bulunan cezanın ödenmemesi nedeniyle çevrilen hapis cezasının üst sınırını göstermektedir. Bu nedenle, daha sonra yürürlüğe giren 647 sayılı Kanun’un 5/11. maddesi hükmüyle, 765 sayılı TCK’nın 77/4. maddesindeki 5 yıl sınırının 3 yıla indirildiğini kabul etmek olanaklı olmadığından, kanun yararına bozma talebinde belirtilen düşünce yerinde değil ise de, İnfaz Hakimliğinin söz konusu kararı itirazın esasına ilişkin olmayıp, itiraza bakma görevinin görev alanları içerisinde bulunmadığı gerekçesine dayanmaktadır. Bu nedenle de, uyuşmazlığın bu yönden incelenmesi gerekmektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 29.06.2004 gün ve 2004/1-110; 2004/151 karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, İnfaz Hakimliğinin görevleri, infaz kurumlarındaki yönetsel işlemleri şikayet yoluyla denetlemekten ibarettir. 4675 sayılı Yasanın “İnfaz hakimliklerinin görevleri” başlıklı 4.maddesinin 2. bendinde “Hükümlülerin cezalarının infazı, …….. gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikayetleri incelemek ve karara bağlamak” İnfaz Hakimliğinin görevi olarak sayılmış ise de, 5. bendinde diğer yasalarda başka bir yargı merciine bırakılan konular saklı tutulduğundan, anılan Yasanın 4/2. maddesindeki “Hükümlülerin cezalarının infazı” ifadesinin, maddenin son fıkrasındaki düzenleme ile birlikte ele alınarak değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle İnfaz Hakimliğinin görevlerini belirlemek bakımından diğer yasalardaki cezanın infazı ve dolayısıyla koşullu salıverme ile ilgili hükümlerin birlikte değerlendirilerek, uygulanması gerekmektedir.

Müddetnameye itiraz niteliğinde bulunan istemler hakkında karar verme yetkisi İnfaz Hakimliğine değil, hükümlü hakkında uygulanmakta olan 647 sayılı Yasa’nın 19/4. maddesi uyarınca, hükmü veren mahkeme, hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa, hükümlünün bulunduğu yerdeki hükmü veren mahkeme ile aynı derecedeki mahkemeye aittir.

4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu’nun “İnfaz hakimliğince şikayet üzerine verilen kararlar” başlıklı 6.maddesinin 1. fıkrasında, “Şikayet başvurusu, 5 inci maddede yazılı sürenin geçmesinden sonra veya infaz hakiminin görev ve yetki alanı dışında kalan bir işlem veya faaliyete karşı ya da başvuru hakkı olmayan kimselerce yapılmışsa infaz hakimi, başvuru dilekçesini esasa girmeden reddeder; şikayet başvurusu başka bir yargı merciinin görevi içerisinde ise o mercie gönderir.”

Somut olayda; hükümlü müdafiince, müddetnameye yönelik itiraz, İnfaz Hakimliğine sunulmuş, İnfaz Hakimliğince de söz konusu talebin görev alanları içerisinde bulunmadığı gerekçesi ile itirazın reddine karar verilmiş ve talep de yukarıda açıklandığı üzere İnfaz Hakimliğinin görev alanı içerisinde bulunmamakta ise de; mercide hata nedeni ile talebin reddine karar verilmesi yerine, görevli mercie gönderilmesinin gerekmesi ve bu durumun 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu’nun 6/1. maddesinde de açıkça düzenlenmiş olması karşısında, itirazın reddine karar verilmesinin yasaya aykırı olması nedeni ile ankara İnfaz Hakimliğinin söz konusu kararına yönelik itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesinin yasaya aykırı olması nedeniyle,

Kanun yararına bozma talebi, ihbarnamede ileri sürülen düşünce yerine, belirtilen değişik gerekçelerle yerinde görüldüğünden; ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.07.2006 tarihli ve 2006/871 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA; aynı Kanun’un 309/4-b maddesi uyarınca, dosyanın müteakip işlemlerin yapılması için anılan mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamına tevdiine, 12.03.2007 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

 

Ankara İcra Avukatı

“ÖZET”

SANIĞA İSNAT EDİLEN SUÇ İİY’NIN 344. MADDESİNDE DÜZENLENMİŞ OLUP, SUÇ TARİHİNDEKİ DÜZENLEMEYE GÖRE 10 GÜNDEN 3 AYA KADAR HAFİF HAPİS, 31.5.2005 GÜN VE 5358/15. MADDESİ İLE İİY’NDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKTEN SONRA DA 3 AYA KADAR TAZYİK HAPSİNİ GEREKTİRMEKTEDİR. SUÇ TARİHİNDE YÜRÜRLÜKTE BULUNAN HÜKÜMDEKİ CEZA MİKTARI İTİBARİYLE TCY’NIN 102/5. MADDESİ UYARINCA 2 YILLIK ASLİ, AYNI YASANIN 104/2. MADDESİNDEKİ DÜZENLEME UYARINCA DA 3 YILLIK UZAMIŞ ZAMANAŞIMI SÜRESİNE TABİDİR.
“İçtihat Metni”

DAVA : Nafaka hükmüne uymamak suçundan sanık Cevat’ın İİY’nın 344. maddesi uyarınca 10 gün hafif hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Yasanın 354. maddesi uyarınca borcun ödenmesi veya şikayetten vazgeçilmesi halinde cezanın bütün sonuçlarıyla birlikte düşeceğinin ihtarına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin sanıktan tahsiline ilişkin İzmir 2. İcra Ceza Mahkemesince verilen 26.10.2004 gün ve 1923-3169 sayılı hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Hukuk Dairesince 21.10.2005 gün ve 6368-9399 sayı ile;

“… Hüküm tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar suç tarihi itibariyle sanığın lehine olan 765 sayılı TCK.nun 102/6. maddesinde öngörülen 6 aylık asli zamanaşımı süresi dolmuştur. 29.3.1939 tarih 22/31 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bu sürenin uzaması mümkün olmadığından sair yönler incelenmeksizin hükmün zamanaşımı nedeniyle İİK.nun 366. maddesi gereğince bozulmasına, 1412 sayılı CMUK.nun 322/1 ve 765 sayılı TCK.nun 102/6. maddeleri gereğince davanın ortadan kaldırılmasına…” karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 15.11.2005 gün ve 23599 sayı ile;

“… Suç tarihi itibariyle, sanığa yüklenen 2004 sayılı İcra ve İflas Yasasının 344. maddesinde düzenlenen nafaka borcunu ödememek suçunun cezasının türü ve üst sınırına göre dava 765 sayılı TCY’nın 102/5 ve 104/2. maddelerinde yazılı 3 yıllık kesintili zamanaşımına tabi bulunmaktadır.

Sanığın cezalandırılması için müşteki vekili tarafından 10.05.2004 tarihinde şikayet dilekçesi verilmiştir.

Nafaka borcunu ödememe hakkındaki şikayetlerde, suç tarihi, şikayet tarihinden geriye doğru 1 aylık nafaka alacağının muaccel olduğu tarih olup, zamanaşımı da suç tarihi olan muacceliyet tarihinden hesap edilmelidir, bu itibarla dava zamanaşımı dolmamıştır. Ayrıca hükümden sonra 01.06.2005 günü yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının ve 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasası ile 5358 sayılı İcra İflas Yasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa hükümleri karşısında sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir…” gerekçesi ile itiraz yasayoluna başvurularak Özel Dairenin 21.10.2005 gün ve 6368/9399 sayılı, kararının kaldırılarak, İzmir 2. İcra Ceza Mahkemesinin 26.10.2004 gün ve 1923-3169 sayılı hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.

Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Sanık hakkında nafaka hükmüne uymamak suçundan açılan davada, İİY’nın 344. maddesi uyarınca 10 gün hafif hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkindir.

Sanığa isnat edilen suç İİY’nın 344. maddesinde düzenlenmiş olup, suç tarihindeki düzenlemeye göre 10 günden 3 aya kadar hafif hapis, 31.5.2005 gün ve 5358/15. maddesi ile İİY’nda yapılan değişiklikten sonra da 3 aya kadar tazyik hapsini gerektirmektedir. Suç tarihinde yürürlükte bulunan hükümdeki ceza miktarı itibariyle TCY’nın 102/5. maddesi uyarınca 2 yıllık asli, aynı Yasanın 104/2. maddesindeki düzenleme uyarınca da 3 yıllık uzamış zamanaşımı süresine tabidir.

İncelenen dosyada; İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.10.2003 tarihinde kesinleşen 5.6.2003 gün ve 165-432 sayılı kararı ile, aylık 130 milyon liraya yükseltilen nafakanın tahsili için, İzmir 5. İcra Müdürlüğünün 2003/5347 esas sayılı icra dosyasında, borçlu sanık Cevat Erbil Küçükkaya aleyhine icra takibi başlatıldığı, dosya içinde ödemeye ilişkin herhangi bir belgeye rastlanılmadığı, 10.5.2004 tarihli şikayet dilekçesi ile nafaka yükümlülüğünü yerine getirmeyen sanık hakkında şikayette bulunulduğu, şikayet tarihine kadar herhangi bir ödemenin yapılmaması ve nafaka alacağının her ay işleyen cari alacak niteliğinde olması nedeniyle şikayetin süresinde olduğu, Nisan 2004 tarihinden itibaren başlayan zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır.

Özel Dairece suçun TCY’nın 102/6. maddesinde öngörülen 6 aylık asli zamanaşımı süresine tabi olduğunun kabulüyle, hükmün zamanaşımı nedeniyle İİY’nın 366. maddesi gereğince bozulmasına, 1412 sayılı CYUY’nın 322/1 ve 765 sayılı TCY’nun 102/6. maddeleri gereğince davanın ortadan kaldırılmasına” karar verilmiş ise de, anılan suç TCY’nın 102/5. maddesi uyarınca 2 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğundan, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire ortadan kaldırma kararının kaldırılmasına, dosyanın esas hakkında inceleme yapılmak üzere, Yargıtay 16. Hukuk Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 21.10.2005 gün ve 6368-9399 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın temyiz incelemesi yapılması için bu Daireye gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 29.11.2005 günü oybirliğiyle karar verildi.