Ankara Avukat

“İçtihat Metni”
Karşılıksız çek keşide etmek suçundan çeşitli mahkemelerin ilamları ile hükümlü R…
….. Y…

……… hakkında verilen para cezalarının ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.08.2006 tarihli ve 2006/213 müteferrik sayılı kararı ile içtima ettirilmesi sonucu bulunan 685.419.-YTL adli para cezasının hapse çevrilmesi suretiyle infazı sırasında, C. Savcılığınca düzenlenen müddetnamede, hapis cezasının 6854 gün hapse çevrilmesine ve bu cezanın üst sınır olarak kabul edilen 5 yıl hapis cezası olarak infaz edileceğinin belirtildiği, hükümlü müdafiince söz konusu cezanın üst sınırının 5 yıl değil 3 yıl olduğu gerekçesi ile ankara İnfaz Hakimliğine itirazda bulunulması üzerine, söz konusu itiraza bakma görevinin İnfaz Hakimliğine ait olmayıp, hükmü veren mahkemenin veya infazın yapıldığı yerdeki eşdeğer Mahkemenin görevi kapsamında olduğu gerekçesi ile itirazın reddine ilişkin ankara İnfaz Hakimliği’nin 15.06.2006 tarihli ve 2006/271 esas, 2006/268 karar sayılı kararına yönelik itiraz üzerine, itirazın reddine ilişkin ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.07.2006 tarihli ve 2006/871 karar sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığı’nın Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 30.01.2007 tarihli ve 4421 sayılı kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 21.02.2007 tarihli ve 2007/24964 sayılı tebliğnamesi ile dosya Dairemize gönderilmekle incelenip, gereği görüşülüp düşünüldü:

Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede, “Sanık hakkında 3167 sayıl Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun’un kapsamında hükmolunan para cezalarının ödenmemesi sebebiyle yerine çektirilecek cezanın 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 5/11. maddesi gereğince 3 yıldan fazla olamayacağı gözetilmeden, itirazın reddi yerine,yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilerek, ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin anılan kararının bozulması istenmiştir.

647 sayılı Kanun’un 5/11. maddesi ile 765 sayılı TCK’nın 84. maddeleri tek bir hüküm ile verilen para cezasının ödenmemesi nedeniyle hapis cezasına çevrilmesi durumundaki azami sınırı göstermekte iken, 765 sayılı TCK’nın 77/4. maddesi, birden fazla hükümle verilen para cezalarının toplanması sonucu bulunan cezanın ödenmemesi nedeniyle çevrilen hapis cezasının üst sınırını göstermektedir. Bu nedenle, daha sonra yürürlüğe giren 647 sayılı Kanun’un 5/11. maddesi hükmüyle, 765 sayılı TCK’nın 77/4. maddesindeki 5 yıl sınırının 3 yıla indirildiğini kabul etmek olanaklı olmadığından, kanun yararına bozma talebinde belirtilen düşünce yerinde değil ise de, İnfaz Hakimliğinin söz konusu kararı itirazın esasına ilişkin olmayıp, itiraza bakma görevinin görev alanları içerisinde bulunmadığı gerekçesine dayanmaktadır. Bu nedenle de, uyuşmazlığın bu yönden incelenmesi gerekmektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 29.06.2004 gün ve 2004/1-110; 2004/151 karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, İnfaz Hakimliğinin görevleri, infaz kurumlarındaki yönetsel işlemleri şikayet yoluyla denetlemekten ibarettir. 4675 sayılı Yasanın “İnfaz hakimliklerinin görevleri” başlıklı 4.maddesinin 2. bendinde “Hükümlülerin cezalarının infazı, …….. gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikayetleri incelemek ve karara bağlamak” İnfaz Hakimliğinin görevi olarak sayılmış ise de, 5. bendinde diğer yasalarda başka bir yargı merciine bırakılan konular saklı tutulduğundan, anılan Yasanın 4/2. maddesindeki “Hükümlülerin cezalarının infazı” ifadesinin, maddenin son fıkrasındaki düzenleme ile birlikte ele alınarak değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle İnfaz Hakimliğinin görevlerini belirlemek bakımından diğer yasalardaki cezanın infazı ve dolayısıyla koşullu salıverme ile ilgili hükümlerin birlikte değerlendirilerek, uygulanması gerekmektedir.

Müddetnameye itiraz niteliğinde bulunan istemler hakkında karar verme yetkisi İnfaz Hakimliğine değil, hükümlü hakkında uygulanmakta olan 647 sayılı Yasa’nın 19/4. maddesi uyarınca, hükmü veren mahkeme, hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa, hükümlünün bulunduğu yerdeki hükmü veren mahkeme ile aynı derecedeki mahkemeye aittir.

4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu’nun “İnfaz hakimliğince şikayet üzerine verilen kararlar” başlıklı 6.maddesinin 1. fıkrasında, “Şikayet başvurusu, 5 inci maddede yazılı sürenin geçmesinden sonra veya infaz hakiminin görev ve yetki alanı dışında kalan bir işlem veya faaliyete karşı ya da başvuru hakkı olmayan kimselerce yapılmışsa infaz hakimi, başvuru dilekçesini esasa girmeden reddeder; şikayet başvurusu başka bir yargı merciinin görevi içerisinde ise o mercie gönderir.”

Somut olayda; hükümlü müdafiince, müddetnameye yönelik itiraz, İnfaz Hakimliğine sunulmuş, İnfaz Hakimliğince de söz konusu talebin görev alanları içerisinde bulunmadığı gerekçesi ile itirazın reddine karar verilmiş ve talep de yukarıda açıklandığı üzere İnfaz Hakimliğinin görev alanı içerisinde bulunmamakta ise de; mercide hata nedeni ile talebin reddine karar verilmesi yerine, görevli mercie gönderilmesinin gerekmesi ve bu durumun 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu’nun 6/1. maddesinde de açıkça düzenlenmiş olması karşısında, itirazın reddine karar verilmesinin yasaya aykırı olması nedeni ile ankara İnfaz Hakimliğinin söz konusu kararına yönelik itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesinin yasaya aykırı olması nedeniyle,

Kanun yararına bozma talebi, ihbarnamede ileri sürülen düşünce yerine, belirtilen değişik gerekçelerle yerinde görüldüğünden; ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.07.2006 tarihli ve 2006/871 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA; aynı Kanun’un 309/4-b maddesi uyarınca, dosyanın müteakip işlemlerin yapılması için anılan mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamına tevdiine, 12.03.2007 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

 

Ankara İcra Avukatı

“ÖZET”

SANIĞA İSNAT EDİLEN SUÇ İİY’NIN 344. MADDESİNDE DÜZENLENMİŞ OLUP, SUÇ TARİHİNDEKİ DÜZENLEMEYE GÖRE 10 GÜNDEN 3 AYA KADAR HAFİF HAPİS, 31.5.2005 GÜN VE 5358/15. MADDESİ İLE İİY’NDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKTEN SONRA DA 3 AYA KADAR TAZYİK HAPSİNİ GEREKTİRMEKTEDİR. SUÇ TARİHİNDE YÜRÜRLÜKTE BULUNAN HÜKÜMDEKİ CEZA MİKTARI İTİBARİYLE TCY’NIN 102/5. MADDESİ UYARINCA 2 YILLIK ASLİ, AYNI YASANIN 104/2. MADDESİNDEKİ DÜZENLEME UYARINCA DA 3 YILLIK UZAMIŞ ZAMANAŞIMI SÜRESİNE TABİDİR.
“İçtihat Metni”

DAVA : Nafaka hükmüne uymamak suçundan sanık Cevat’ın İİY’nın 344. maddesi uyarınca 10 gün hafif hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Yasanın 354. maddesi uyarınca borcun ödenmesi veya şikayetten vazgeçilmesi halinde cezanın bütün sonuçlarıyla birlikte düşeceğinin ihtarına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin sanıktan tahsiline ilişkin İzmir 2. İcra Ceza Mahkemesince verilen 26.10.2004 gün ve 1923-3169 sayılı hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Hukuk Dairesince 21.10.2005 gün ve 6368-9399 sayı ile;

“… Hüküm tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar suç tarihi itibariyle sanığın lehine olan 765 sayılı TCK.nun 102/6. maddesinde öngörülen 6 aylık asli zamanaşımı süresi dolmuştur. 29.3.1939 tarih 22/31 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bu sürenin uzaması mümkün olmadığından sair yönler incelenmeksizin hükmün zamanaşımı nedeniyle İİK.nun 366. maddesi gereğince bozulmasına, 1412 sayılı CMUK.nun 322/1 ve 765 sayılı TCK.nun 102/6. maddeleri gereğince davanın ortadan kaldırılmasına…” karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 15.11.2005 gün ve 23599 sayı ile;

“… Suç tarihi itibariyle, sanığa yüklenen 2004 sayılı İcra ve İflas Yasasının 344. maddesinde düzenlenen nafaka borcunu ödememek suçunun cezasının türü ve üst sınırına göre dava 765 sayılı TCY’nın 102/5 ve 104/2. maddelerinde yazılı 3 yıllık kesintili zamanaşımına tabi bulunmaktadır.

Sanığın cezalandırılması için müşteki vekili tarafından 10.05.2004 tarihinde şikayet dilekçesi verilmiştir.

Nafaka borcunu ödememe hakkındaki şikayetlerde, suç tarihi, şikayet tarihinden geriye doğru 1 aylık nafaka alacağının muaccel olduğu tarih olup, zamanaşımı da suç tarihi olan muacceliyet tarihinden hesap edilmelidir, bu itibarla dava zamanaşımı dolmamıştır. Ayrıca hükümden sonra 01.06.2005 günü yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının ve 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasası ile 5358 sayılı İcra İflas Yasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa hükümleri karşısında sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir…” gerekçesi ile itiraz yasayoluna başvurularak Özel Dairenin 21.10.2005 gün ve 6368/9399 sayılı, kararının kaldırılarak, İzmir 2. İcra Ceza Mahkemesinin 26.10.2004 gün ve 1923-3169 sayılı hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.

Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Sanık hakkında nafaka hükmüne uymamak suçundan açılan davada, İİY’nın 344. maddesi uyarınca 10 gün hafif hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkindir.

Sanığa isnat edilen suç İİY’nın 344. maddesinde düzenlenmiş olup, suç tarihindeki düzenlemeye göre 10 günden 3 aya kadar hafif hapis, 31.5.2005 gün ve 5358/15. maddesi ile İİY’nda yapılan değişiklikten sonra da 3 aya kadar tazyik hapsini gerektirmektedir. Suç tarihinde yürürlükte bulunan hükümdeki ceza miktarı itibariyle TCY’nın 102/5. maddesi uyarınca 2 yıllık asli, aynı Yasanın 104/2. maddesindeki düzenleme uyarınca da 3 yıllık uzamış zamanaşımı süresine tabidir.

İncelenen dosyada; İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.10.2003 tarihinde kesinleşen 5.6.2003 gün ve 165-432 sayılı kararı ile, aylık 130 milyon liraya yükseltilen nafakanın tahsili için, İzmir 5. İcra Müdürlüğünün 2003/5347 esas sayılı icra dosyasında, borçlu sanık Cevat Erbil Küçükkaya aleyhine icra takibi başlatıldığı, dosya içinde ödemeye ilişkin herhangi bir belgeye rastlanılmadığı, 10.5.2004 tarihli şikayet dilekçesi ile nafaka yükümlülüğünü yerine getirmeyen sanık hakkında şikayette bulunulduğu, şikayet tarihine kadar herhangi bir ödemenin yapılmaması ve nafaka alacağının her ay işleyen cari alacak niteliğinde olması nedeniyle şikayetin süresinde olduğu, Nisan 2004 tarihinden itibaren başlayan zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır.

Özel Dairece suçun TCY’nın 102/6. maddesinde öngörülen 6 aylık asli zamanaşımı süresine tabi olduğunun kabulüyle, hükmün zamanaşımı nedeniyle İİY’nın 366. maddesi gereğince bozulmasına, 1412 sayılı CYUY’nın 322/1 ve 765 sayılı TCY’nun 102/6. maddeleri gereğince davanın ortadan kaldırılmasına” karar verilmiş ise de, anılan suç TCY’nın 102/5. maddesi uyarınca 2 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğundan, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire ortadan kaldırma kararının kaldırılmasına, dosyanın esas hakkında inceleme yapılmak üzere, Yargıtay 16. Hukuk Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 21.10.2005 gün ve 6368-9399 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın temyiz incelemesi yapılması için bu Daireye gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 29.11.2005 günü oybirliğiyle karar verildi.

 

Ankara Ceza Avukatı

“ÖZET”

“İçtihat Metni”

Resmi nikahlı eşini öldürmeye kalkışmak suçundan sanık D…. K…..’nın, 765 sayılı TCY.nın 449/1, 62, 81/2-3-4, 31, 33, 193/1, 81/1 ve 74. maddeleri uyarınca sonuç olarak 15 yıl 1 gün ağır hapis ve 6 ay 1 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, müebbeten kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, tutukluluk halinin devamınca yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına, suçta kullanılan bıçak ve nacağın TCY.nın 36. maddesi uyarınca zoralımına ilişkin Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesince 13.11.2003 gün ve 121-111 sayı ile verilen hükmün, resmi nikahlı eşini öldürmeye kalkışmak suçundan verilen ceza yönünden kendiliğinden temyize tabi olması nedeniyle, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.03.2005 gün ve 1671-437 sayı ile;

“Sanığın eşi olan mağdure H….’nın geçimsizlik nedeniyle evden ayrılarak babasının evine taşındığı, aralarındaki sürtüşmenin devam ettiği, sanığın olay günü mağdurenin bulunduğu eve giderek eve dönmesini istediği, bu nedenle tartıştıkları, sanığın, bıçakla mağdureye üç kez vurduğu, sol 6. interkostal aralıktaki yaranın toraksa nafiz olup hayati tehlike geçirmesine sebebiyet verdiği, kafa ve sol femurdaki kesilerin basit düzeyde kaldığı, sanığın kendiliğinden olay yerinden ayrıldığı, müessir fiil kastı ile hareket ettiği anlaşıldığı halde, TCK.nun 456/2, 457/1, 457/1, 59, 81/2-3. maddeleri ile ancak cezanın asgari haddin üzerinde belirlenmesi suretiyle cezalandırılması yerine yazılı şekilde öldürmeye tam teşebbüsten hüküm kurulması” isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel Mahkeme ise, 28.04.2005 gün ve 39-58 sayı ile;

“Yargıtay bozma ilamı göz önünde bulundurulduğunda burada tartışılması gereken hususun müşteki H…. K…..’nın vücudunda meydana gelen yara yerleri ve mahiyetleri nazarı ile eylemin vasıflandırılmasıdır. Sanığın, mağdureye doktor raporunda belirtildiği üzere 3 defa vurduğu, kafa ve sol femurda 2 adet kesi her ne kadar basit düzeyde kalsa da diğer kesi olan 3. yaranın ise sol 6. interkostal aralıktaki toraksa nafiz olup mağdurenin hayati tehlike geçirmesine sebebiyet verdiği, bu yüzden sanığın eyleminin müessir fiil kastını aşıp, öldürme kastını taşıyacağından Yargıtay’ın bu yöndeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

Yine Yüksek Yargıtay 1. Ceza Dairesinin bozma ilamına konu ettiği, “sanığın kendiliğinden eylemlerine son verme” davranışı ise, mahkememizce olayın oluş şekline uygun düşmemiştir. Çünkü her ne kadar müşteki H…. K…..’nın 13.10.2002 tarihinde hastane polisi tarafından alınan ifadesinde, kendisinin eve döneceğini belirtmesi üzerine sanığın olay yerini terk ettiğini söylemiş ise de, adı geçen müşteki bundan sonraki tüm aşamalarda ve mahkememiz huzurunda sanık kocasının kendisinin öldüğünü zannederek olay yerini terk ettiğini beyan etmiştir. Müştekinin bu çelişkili beyanlarının hangisine itibar edileceği hususunda ise hastaneye ilk vardığında hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı ve şuurunun yerinde olmadığı, o anki ruh hali nazarı ile bu beyanlarının samimi iradesine havi olmayacağı ve itibar edilemeyeceği düşünülmüştür. Nitekim olay mahallinde bulunan tanıklar Sevgi Alakuş ve Erhan Alakuş da sanık D…. ‘ın, H…. K…..’ya karşı eylemlerini devam ettirdiği sırada olaya müdahale etmek istediklerini, fakat adı geçen sanığın kendilerini yaklaştırmadığını, ancak müşteki H…. K….. yerde hareketsiz yattığında öldüğü zannına kapılarak olay yerini terk ettiğini söylemeleri karşısında sanığın olay yerini kendiliğinden terk etmediği düşünülmüş ve Yargıtay’ın bu yöndeki bozma gerekçesinin de uygun olmadığı anlaşılmıştır.” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Hükmün kendiliğinden temyize tabi olması nedeniyle gönderilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığı 05.07.2005 gün ve 120628 sayı ile; 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 8/2. maddesi uyarınca, yeniden değerlendirme yapılmak üzere dosyayı mahalline iade etmiştir.
Yerel Mahkemece CMY.nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa müdafi atanmış ve duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 08.09.2005 gün ve 132-110 sayı ile önceki direnme gerekçelerini de tekrarlamak suretiyle;

“Sanık hakkında 765 sayılı TCK. gereğince mahkûmiyet hükmü kurulduğu, karar kesinleşmeden 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı TCK.nun yürürlüğe girdiği anlaşıldığından her iki kanunun lehe hükümlerinin tespiti açısından kıyaslanması gerekmiştir.

Buna göre; sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nun hükümleri uygulandığında, sanığın eşini öldürmeye teşebbüs suçunu işlediği anlaşıldığından 5237 sayılı TCK.nun 82/1-d maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasının gerektiği, sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşıldığından sanığın meydana getirdiği zarar ve tehlikenin ağırlığı gözetilerek 5237 sayılı TCK.nun 35. maddesi gereğince cezasının 20 yıla indirilmesinin gerekeceği;

Sanık hakkında 765 sayılı TCK. hükümleri uygulandığında ise, kazanılmış hakları gözetilerek sanığın 15 yıl 1 gün hapis cezası ile cezalandırılmasının gerekeceği, dolayısıyla 765 sayılı TCK.nun sanığın daha lehine hükümler içerdiği anlaşıldığından bu Kanun gereğince hüküm kurulmuştur” gerekçesiyle sanığın 765 sayılı TCY.nın 449, 62, 81/2-3-4. maddeleri uyarınca 15 yıl 1 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hakkında 31 ve 33. maddelerin uygulanmasına karar verilmiştir.

Bu kararın da kendiliğinden temyize tabi olması ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının “bozma” istekli 13.03.2006 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

 

Ankara Boşanma Avukatı

“ÖZET”

DAVALI BOŞANDIKTAN SONRA KOCASININ SOYADINI KULLANMAK İSTEĞİ KONUSUNDA BİR DAVA VEYA KARŞI DAVA AÇMAMIŞ, SADECE DİLEKÇE İLE TALEPTE BULUNMUŞTUR. HER NE KADAR HARCI YATIRMIŞ OLSA DA, USULÜNE GÖRE AÇILMIŞ BİR DAVA BULUNMADIĞINDAN KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA KARAR VERİLMELİDİR.
“İçtihat Metni”

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve hükmün tazminatlar, nafakalar ve izin talebiyle ilgili kurulan hüküm yönünün temyizen murafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Davalının, boşandıktan sonra kocasının soyadını kullanmasına izin verilmesine ilişkin bir davası veya karşı davası bulunmamaktadır. Davalı, 24.03.2005 tarihli dilekçesi ile boşanmadan sonra kocasının soyadını taşımasına izin verilmesini istemiştir. Bununla ilgili başvuru harcını 16.06.2005 tarihinde yatırmış olması, dava açıldığı anlamına gelmez. Bu bakımdan kadının bu talebiyle ilgili usulüne uygun açılmış bir karşı dava bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, kesin hüküm oluşturacak şekilde reö hükmü kurulması doğru görülmemiştir.

Sonuç: Hükmün yukarıda (2) bentte gösterilen sebeple (BOZULMASINA), hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin (1) bentte gösterilen sebeple (ONANMASINA), peşin harcını yatıran davalıya geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 23.05.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.